![]() |
Aktif Konular Üye Listesi Takvim Arama |
| Alevi Büyükleri | |
| |
|
| Yazar | Mesaj |
|
admin
Yönetici
Kayıt Tarihi: 01-Ocak-2006 Gönderilenler: 10
|
![]() Konu: Haci Bektas VeliGönderim Zamanı: 10-Mart-2009 Saat 23:58 |
Haci Bektas Veli, Osmanli Imparatorlugunda XIV. yüzyildan itibaren, sosyal ve siyasi bakimdan büyük etkinligi olan, II. Mahmut tarafindan Yeniçeri Ocagi ile birlikte kapatilan, Abdülaziz zamaninda tekrar canlanan ve 25 Kasim 1925 tarihinde Tekke ve Zaviyelerin kapatilmasina kadar devam eden Bektasi tarikatinin piridir. Haci Bektas Veli'nin harcini kardigi Alevi-Bektasi anlayisi, Anadolu’nun yani sira Balkanlar, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Bosna, Kosova, Makedonya, Gül Baba türbesinin bulundugu Macaristan'in Budapeste sehrinden Azerbaycan'a kadar bir çok yerde kabul görmüs ve benimsenmistir.
Haci Bektas Veli'nin düsünce ve ögretisinin yayilmasi, ölümünden çok daha sonra, 14.yüzyil baslarinda kurulan tarikatinin, 16.yüzyil baslarinda etkinlik kazanmasi ile olmustur. Haci Bektas Veli, hakkinda anlatilan söylencelerle, tarihsel gerçekliklerden kopuk olarak yasatilmistir. Kendi döneminde taninmaktadir ve Mevlana, Baba Ilyas, Ahi Evren’le çagdastir. Kaynaklar bu dönemin ünlülerinin iliskilerini mistik bir dille anlatirlar. Döneme ait bilgiler aktaran Asikpasazade, Eflâki, Elvan Çelebi, Vasiti gibi yazarlar, Haci Bektas’a ait bilgilere yer vermislerdir. Ölümünden sonraki yillarda, hakkinda “Vilayetname” düzenlenir. Adina tarikat kurulur. Mevlevi inançli Eflâki’nin, Haci Bektas Veli’yi kendi tarikat önderleriyle kiyaslayarak, küçük düsürücü öyküler anlatmasi, dönemin mezhep ve tarikat bagnazligindan kaynaklanmaktadir. Alevi- Bektasilik’le ilgili belge ve kaynaklarin yokedildigi de, tarihsel bir gerçektir. Bu durum da, Haci Bektas Veli’ye iliskin, saglikli bilgilere ulasmamiza engel olmustur.
Haci Bektas Veli'nin dogumu, ölümü, kim tarafindan egitildigi, Anadolu'ya tam olarak hangi tarihte geldigine dair kesin bilgiler bulunmamaktadir. Hakkinda bilgi veren en eski kaynaklardan biri olan Vilayetname’de, Haci Bektas Veli, Hz. Ali’nin soyundan yedinci Imam Musa Kazim nesline baglanarak, soy seceresi hakkinda su bilgi verilmektedir. “Haci Bektas Veli, Seyyid Muhammed Ibrâhim-î Sânî, Seyid Mûsa’î-Sânî, Ibrâhim Mükerrem el-Mücâb, Imam Mûsâ Kâzim." Ancak bu silsilenin dogruluk derecesi de tartisma konusu olmustur. Hz. Ali ile Haci Bektas Veli arasindaki sahislarin azligi nedeniyle, silsilede noksanlik veya kopukluklar olabilecegi ileri sürülmüstür.
Hoca Ahmet Yesevi tarafindan yetistirilip Anadolu’ya gönderildigi iddialarina karsilik, yasadiklari dönem göz önünde bulunduruldugunda, 1166’da ölen Ahmet Yesevi ile 1209-1271’de yasayan Haci Bektas Veli'nin ayni zaman diliminde yasamadiklari açiktir. Yaygin olan kanaate göre, Lokman Perende’nin himayesinde ve Yesevilik ögretisinin etkin oldugu bir ortamda yetismistir. Vilayetname’de, Haci Bektas Veli’nin Anadolu’ya gelisi söyle aktarilmaktadir. “Kürdistan’da bir kavmin içinde bir zaman eglesir.(……) O kavmi kendisine baglar. (……) Rum ülkesine yürür. Elbistan’da Ashâb- i Kehf magarasina ugrar. Orada erbain çikarir. Kayseri’ye dogru yola çikar. (……) Rum ülkesine Zülkadirli ilinde Bozok’tan girer. Sulucakarahöyük’e iner”. Horasan ve Erdebil’de aldigi tekke egitimi, Anadolu'ya gelis yolu ve Anadolu'da bulundugu yerler dikkate alindiginda, Haci Bektas Veli, Yesevilik, Melamilik, Batinilik, Ismaililik, Ahilik, Babailik, Mevlevilik, Kalenderilik gibi dönemin inanç ve anlayislarini, yakindan taniyor ve biliyor olmalidir.

Baba Ilyas'in torununun oglu Elvan Çelebi (Ölümü:1359) tarafindan yazilan ve Baba Ilyas'in söylencelere dayali yasam öyküsünün anlatildigi Menâkibu'l-Kudsiyye fî Menâsibi'l-Ünsiyye'de, Haci Bektas Veli, Baba Ilyas'in halifeleri arasinda sayilmaktadir. Ayni eserde , 'Baba Resûl' ile Baba Ishak'in degil Baba Ilyas'in anlatildigi görülmektedir.
Eflâkî'nin 718(1318)-754(1353) yillari arasinda yazdigi, Menâkibu'l-Ârîfin adli kitabi da, Haci Bektas Veli'nin, Rum beldesinde ayaklanmaya sebep olan Baba Resûl'ün halîfe-i has'i (gözde müridi) oldugunu ifade ederek, bu bilgiyi dogrulamaktadir. Eflâki, Haci Bektas Veli'nin " ârif ve yakîn'e " ermis oldugunu, fakat Islam'in kurallarina uymadigini belirtmektedir. Eflâkî, Haci Bektas adini üç yerde kullanmakta ve büyük atasi Baba Ilyas'in altmis halifesi arasinda saymaktadir.. Baba Ilyas'in altmis halifesi arasinda, Osman Gazi'nin kayinpederi Ede Bâlî'nin de oldugunu, Eflâkî'den ögrenmekteyiz.
Tarihçi Âsikpasazâde'nin (Ölümü:1481) 1478'de yazdigi Vekayinâmesinden, Haci Bektas Veli'nin kardesi Mentes ile Horasan'dan gelerek, 1240 yilindaki Babai ayaklanmasinin öncüsü Baba Ilyas'in yaninda yerlerini aldiklarini ögreniyoruz. Haci Bektas’in Anadolu’ya gelmesini beyan edeyim” diye baslayan Âsikpasazâde'nin anlatimi söyle: “Bu Haci Bektas Horasan’dan kalkti. Bir kardesi vardi, Mentes derlerdi. Birlikte kalktilar. Anadoluya gelmeye heves ettiler.. O zamanda Baba Ilyas gelmis, Anadolu’da oturur olmustu. Meger onu görmek istegiyle gelmisler. Onun dahi hikayesi çoktur. Haci Bektas kardesiyle Sivas’a, Sivas’tan Baba Ilyas’a geldiler. Oradan Kirsehir’e, Kirsehir’den Kayseriye geldiler.. Haci Bektas kardesini Kayseri’den gönderdi. Vardi Sivas’a çikti. Oraya varinca eceli yetisti onu sehit ettiler..”
Baba Ilyas'in örgütledigi, Baba Ishak'in yönettigi 1240'daki Babai ayaklanmasinda Sivas'da öldügü anlasilan Mentes ile kardesi Haci Bektas Veli'nin yollarinin, ayaklanmadan önce ayrildigi; Haci Bektas Veli'nin Babailerin kirimi ile sonuçlanan, Malya Ovasi'ndaki savasa katilmadigi ve Sulucakarahöyük'e (Hacibektas'a) geldigi anlasilmaktadir.
Asikpasazade'ye göre, Haci Bektas Veli kendinden geçmis bir meczub idi. Tarikati ve müridleri yoktu. Haci Bektas Veli'nin; Asikpasazade'nin Hatun Ana dedigi (Vilayetnamede Kutlu Melek- Fatma Ana- Kadincik Ana isimleri ile anilan), manevi bir kizi oldugunu; tasavvuf ögretisini ve kerametlerini ona emanet ettigini; Hatun Ana'nin da bunlari Abdal Musa'ya aktardigini, Asikpasazade'den ögreniyoruz. Bu bilgiyi, Abdal Musa Vilayetnamesi de dogrulamaktadir. Bu bilgiler, o çagdaki "kadinin", erkek müridi olacak kadar, yüksek bir statüye sahip oldugunu göstermektedir. Vilayetname'deki anlatimlar da, Islami dönemdeki kisitlamalardan önce, kadinin sosyal yasamda etkin bir yerde oldugunu ortaya koymaktadir. Meclislerde erkeklerin yaninda yer almakta ve yabanci konuklara hos geldin diyebilmektedirler.
Vilayetname'de, Haci Bektas Veli'nin Osman Gazi'ye kiliç kusatip Elif Tac giydirdigi yazili ise de, Asikpasazade bu konuda açik ve kesin bir bilgi vererek, Haci Bektas Veli’nin Osmanli Hanedanindan kimse ile görüsmedigini açikca ifade etmektedir. Asikpasazade, Eflâkî ve Elvan Çelebi'nin anlatimlari ile Haci Bektas Veli Türbesinden gelen ve Ankara Kütüphanesinde korunan, Ciritli Dervis Ali (Resmî Ali Baba) tarafindan 1176(1765)'da kopya edilmis Vilayetnamede, Haci Bektas Veli'nin 606(1209/1210)'da dogdugu, 63 yil yasayarak 669(1270/1271)'de öldügüne dair verilen bilgi örtüsmektedir. 1281'de, 23 yasindayken Kayi Boyu'nun yönetimini üstlenen Osman Gazi'ye, Haci Bektas Veli'nin kiliç kusatip Elif Tac giydirmesinin, Haci Bektas Veli ile iliskilendirilen Yeniçeri Ocaginin kurulmasindan sonra, Vilayetname'ye eklenmis olabilecegini düsündürtmektedir.
Haci Bektas Veli’nin çocuklarinin olup olmadigi, Alevi ve Bektasiler arasinda ihtilaf konusu olmustur. Ortaya atilan farkli iki iddia vardir. Çelebiler, Haci Bektas Veli’nin Fatma Nuriye veya Kadincik Ana (Kutlu Melek)'dan Seyyid Ali Sultan (Timurtas) adli bir çocugun dünyaya geldigini, kendilerinin de bu soydan olduklarini iddia etmektedirler. Babagan (Babalar) kolu ise, Haci Bektas Veli’nin mücerret kaldigini, dünyadan da mücerret olarak göçtügünü iddia etmektedirler. Bu grup mensuplarina göre, bugün Haci Bektas Veli’nin evladi olarak bilinenler, Pir’in Kadincik Ana’dan gelen nefes (yol) evladlaridir. Ihtilafli olan bu konuda, karsilikli iddialar ileri sürülmüstür.
Hayatinin büyük bir kismini Sulucakarahöyük’te (Hacibektas) geçiren Haci Bektas Veli, ömrünü de burada tamamlamistir. Mezari, Nevsehir Ili’ne bagli Hacibektas Ilçesi’nde bulunmaktadir.

Gönderim Zamanı: 10-Mart-2009 Saat 23:59



Haci Bektas Veli’nin, söylencelere dayali yasami Vilâyet-nâme-i Haci Bektas-i Velî'de anlatilmistir. Vilayetnamede, Türbenin kubbesinin II.Bâyezid’in fermani ile kursunla kaplanisinin anlatilmasi ile, Bektasi tarikatinin kurulusunda çok önemli bir yeri olan ve 1501’de tekkenin post-nisin’ligine getirilen Balim Sultan’in adindan hiç bahsedilmeyisi dikkate alinirsa; Vilayetnamenin II.Bâyezid’in (1448-1512) padisahligi(1481-1512) döneminde ve 1501 yilindan önce kaleme alindigi ortaya çikmaktadir. Abdülbaki Gölpinar'li, Vilayetname'nin yazarinin Firdevs-i Rumi (Uzun Firdevsi) oldugunu ileri sürmüsse de, bu kanitlanamamistir.
Söylenceler üzerine yazilan Vilayetname, destansi özellikler tasimaktadir ve Haci Bektas Veli’ye olaganüstü güçler atfedilmektedir. Haci Bektas Veli'nin yasam öyküsü, halkin ve müritlerinin düsüncelerindeki söylencelere göre biçimlenmistir. Haci Bektas Veli, günümüzde de geçerliligini koruyan ögretisi ve düsünceleri ile sevilmis ve yüceltilmistir. Söz konusu söylence ve anlatimlarin, O'na duyulan büyük sevginin bir ifadesi; yazili kaynaklarin sagliksiz ve az oldugu bir dönemin ürünü oldugunu göstermektedir. Vilayetnamenin nüshalari ile, bir çok tekkede karsilasilabilmektedir. Vilayetname, masal anlatan bir metin gibi görünse de, Haci Bektas Veli'ye ve dönemine iliskin gerçeklere ulasmamiza yardimci olacak, bir bilgi kaynagi oldugu görmezlikten gelinmemelidir. Haci Bektas Veli'nin, söylencelere dayali yasaminin anlatildigi, Vilayetnamedeki destansi anlatimlarin bazilari söyledir:
Haci Bektas Veli'nin Hünkar Ünvanini Alisi:
Bektasi kaynaklarin da, Haci Bektas Veli için çok sik kullanilan, bir de Hünkar lakabi vardir. Haci Bektas Veli’ye Hünkar denilmesi de, yine bir söylenceye dayandirilmaktadir: Hocasi Lokman Perende, bir gün Bektas’a ders verirken, abdest almak için disardan su getirmesini ister. Bunun üzerine Bektas, “Hocam, bir nazar etseniz, mektebin içinden su çiksa da disardan su getirmeye muhtaç olmasak.” cevabini verir. Lokman Perende ise “Buna gücüm yetmez, gücün yetiyorsa sen yap.” deyince, Bektas, el kaldirip dua eder. Bektas elini yüzüne vurup secdeye kapandiginda, mektebin ortasindan bir pinar akmaya baslar. Haci Bektas’in bu kerametini gören hocasi Lokman Perende, sevinçle “Ya Hünkar!” demekten kendini alamaz. Bundan sonra da Haci Bektas Veli'ye, “Hünkar” da denilmeye baslanmistir.
Haci Bektas Veli'nin Haci Ünvanini Alisi:
Haci Bektas Veli’nin Haci ünvanini almis olmasi, su söylenceyle anlatilmaktadir: Hocasi Lokman Perende hacca gider. Kâbe’yi tavâfdan sonra, Arafâta çikar. Orada, yanindakilere “bugün arife günü, simdi bizim Türkistan'da herkes ‘bisi’ pisirir.” der. Bu söz Hünkar’a malum olur. Lokman Perende’nin evinde de, gerçekten bisi pisirilmektedir. Hünkar, Lokman Perende’nin evine giderek, seyhin hanimindan, bir tepsiye bisi koyup kendisine verilmesini ister. Hünkar,Tepsiye konulup, kendisine takdim edilen bisi’yi, göz yumup açincaya kadar, Lokman Perende’ye götürüp sunar. Bundaki hikmeti anlayan Seyh Lokman Perende, arkadaslari ile beraber bu “bisi”yi yerler. Hac dönemi bitip Hicaz’dan dönülünce, Nisabur halki Lokman Perende’yi karsilamaya çikar. “Haccin kabul olsun.” diyerek tebrik ederler. Lokman Perende, gelen halka Bektas’in kerametini anlattiktan sonra, “Esas haci olan Bektas’tir.” diyerek, onu tebrik eder. Bunun üzerine adi Haci Bektas olur.
Haci Bektas Veli'nin Rum Ülkesine (Anadolu’ya) Gönderilisi:
Kutsal emanetler Elifî Taç, Hirka (kilik), Çirag (mum), sofra (yaygi, sini alti), alem (sancak), seccâde (namaz halisi) Peygamber’e tanri tarafindan gönderilmis, ondan Ali’ye ve Sekizinci Imam Alî er-Rizâ’ya geçmisti. Ahmet Yesevî’nin halifeleri, emanetin aralarindan birine verilmesini isterler. Bunun üzerine Ahmet Yesevi, “Kendisine verilecek olan, onlari almaga gelecektir.” diye söyler. Duyumgücü ile bu çagriyi alan Haci Bektas, mekan sinirlarini asarak, göz açip kapayincaya kadar geçen bir an içinde, Türkistan’a varir ve Ahmet Yesevî’nin dergahinin esigine yüz sürer.Pir, töreye göre, onun saçini kazidiktan sonra, kendisine nasip sunar ve kutsal emanetleri verir. “Git, seni Rum ülkesine gönderiyoruz, sana oturacagin yer olarak Solucakarahöyük’ü veriyor ve seni Rum Abdallarina bas kiliyoruz. Rum’da gizlere ermis, kendini aldirmis ve cezbeye girmis olanlar (gerçekler, budalalar ve esrikler) çoktur. Bir yerde eglenmeden heman var.” diye söyler. Haci Bektas, ertesi gün günes dogarken, Ahmet Yesevi’den izin alarak yola koyulur. Varisini bildirmek için, dervislerden biri, yanan bir odun parçasini, uzaklara dogru havaya atar. Bu bir dut dalidir. Konya yakinlarina düser ve Hak Ahmet Sultan adli ermis bir kisi onu alip, simdi Bektasilerin tekkesi olan yerin esigine diker. Agaç bugün de oradadir ve tepesi yanmis bulunmaktadir.Haci Bektas, yolculugu sirasinda da kerametler gösterir. Arslanlarin korudugu bir yere vardiginda, kendisine saldiran iki arslani tasa döndürür. Bir irmaga vardiginda, baliklar onu selamlamak için sudan bas çikarirlar. Rum sinirinda güvercin donuna bürünür ve Solucakarahöyük’te bir tasa konar.




Haci Bektas Veli ve Karaca Ahmet:
Sayilari elli yedi bin olan Rum ülkesi dervislerinin (Rum erenlerinin), gözcü’leri Karaca Ahmed'dir. Haci Bektas’in geldigini duyan Rum dervisleri, Horasan’dan gelen sözcü’nün yolunu kesmek isterler. Bu düsünceyle, Rum ülkesine Irak’tan geçerek gelmis bulunan Haci Togrul, bir dogan kiliginda, güvercini avlamak üzere uçar. Fakat Haci Bektas, hemen insana dönüsüp dogan’i yakalar. Kendisine; “Ben size güvercin donunda geldim. Eger daha güçsüz bir kilik bulsaydim, ona bürünecektim. Sizse beni bir zalim görüntüsü ile karsiladiniz.” diyen Haci Bektas’in önünde, yenik Haci Togrul yere yüz sürer. Haci Bektas, Rum dervislerine, onu gerisin geriye yollar. Haci Bektas bu gelenlere, “Horasan Erenlerindenim. Türkistan’dan geliyorum. Mürsidim Türkistan’in doksan dokuz bin dervisinin Pir’idir. Soyum Muhammed-Ali’den gelir, nasibim Tanridan.” diye kendini tanitir. Rum dervisleri, Karaca Ahmed’e dönerek, “Ahmet Yesevi bize bir dev göndermis.” derler.
Haci Bektas Veli ve Taptuk Emre:
Haci Bektas Rum ülkesine geldiginde, Kadincik’in evine yerlesir. Ardindan dervisler, her yandan akin akin gelir. Emre adli ermis bir kisi, Haci Bektas’in veliliginin kanitini görmek ister. Haci Bektas Veli, Sari Ismail’i gönderip Emre’yi yanina getirtir. “Ya Emre, duyduk ki, dostlar divaninda, erenler cem olup nasip ulastirdigi vakit, Haci Bektas adinda bir kimseyi görmedik demissiniz. O yüce dostlar cem’inde, destur dagitan elin nisani vardir. O nisani gördünüz mü?” diye sorar. Emre cevap verir: ”O divanda, yesil perde arkasindan bir yesil el çikti, bize destur ulastirdi. O elin avuç içinde, yesil bir beni vardi. Eger o yesil beni görürsem tanirim. Onu da, erenlerin en üstünü olarak kabul ederiz.” Haci Bektas Veli, Ali’nin simgesi yesil bir ben bulunan el ayasini gösterdiginde, Emre “Taptuk Hünkarim” diye haykirir. Adi Tapduk Emre olarak kalir.

Haci Bektas Veli’nin Sulucakarahöyük’e Gelisi:
Çepni’ler boyundan Yunus Mukrî, bilge, okumus ve taninmis bir adamdi. Sulucakarahöyük’e gelip yerlesmisti. Ulularindan biri oldugu Çepni’ler boyundan ayrilmisti. Dört oglu vardi: Ibrahim, Süleyman, Saru ve Idris. Idris, babasi gibi okumus ve taninmis bir kisi idi. Saru da ögrenim görmüstü. Fakat öbür ikisi ümmî idiler. Idris’in Kutlu Melek adli bir karisi vardi. Kendisine, Kadincik denirdi. Bir gün Kadincik, öbür kadinlarla birlikte çamasir yikarken, Haci Bektas çesmeye dogru yaklasti. Acikmisti ve yiyecek istiyordu. Kadinlar ona, verecekleri seyleri olmadigini söylediler. Kadincik eve kostu, ekmekle yag alip, Haci Bektas’a getirdi. Haci Bektas ona, “Küpün hiç bos kalmasin!” dedi.
Aksam olup da, Idris’in annesi yemek koymaya gittiginde, küpü agzina kadar dolu buldu ve sasirdi. Fakat Kadincik, bunun dervisten oldugunu anlayarak kocasina kerameti anlatti. Kocasi, gece camiye varinca, orayi da aydinlik içinde buldu. Oysa mescidin mumlari sönüktü. Bir kösede, basi isikla çevrili bir dervisin dua ettigini gördü. Geri dönüp karisini uyandirdi. Birlikte Haci Bektas’i bulmaya çiktilar ve onu, kendi evlerinde kalmaya çagirdilar. Idris’in kardesi Saru, Haci Bektas’in onlarin evlerinde kaldigini görünce, Haci Bektas’i ve Kadincik’i zina ile suçladi. Fakat Idris, bu sözlere deger vermedi. Haci Bektas, Kadincik’in evinde kaldiginda, Sulucakarahöyük’te yalniz yedi ev vardi. Herkes sira ile sürüleri otlatmaya, ya da bagdan meyve kaldirmaya gitmekteydi. Bir gün Haci Bektas ve Saru, baga elma toplamaya gittiler. Saru, Haci Bektas’tan dallari dolu bir agaca çikmasini istedi. Haci Bektas hemen agaca tirmandi. Saru basini kaldirdiginda, Haci Bektas’in hayalarinin yerinde bir beyaz ve bir kirmizi gül bulundugunu gördü. Yanilgisini anladi ve Haci Bektas’tan kendisini bagislamasini dileyerek, ayaklarina kapandi. Ölünceye kadar da onun sadik müridi oldu.




Haci Bektas Veli ve Halifeleri:
Vilayetnamede, Haci Bektas Veli'nin halifeleri ile ilgili söylenceler ve bilgilerde bulunmaktadir. Hirka dagi ile ilgili söylence söyledir:
Bir gün Haci Bektas ve Abdal’lari Hirka Dagina çikarlar. Haci Bektas onlara ates yakmalarini söyler. Atese yaklasinca, kendini asma durumuna geçerek semah yapmaya baslar. Abdallar da ona uyar. Atesin çevresini kirk kez dolanirlar. Ates sönünce küllerini savurur. “Ey Rabbim, bu külün düstügü yerden odun olsun, agaç bitsin. Her gün götürüp yaksinlar, huzur bulup rahat etsinler.” diye söyler. Hünkar’in nefesi üzerine, odun bitmek yerine çogalir. O günden bugüne, o dagin adina Hirka Dagi denmektedir.
Bir diger söylence ise söyledir: Bir gün Saru Ismail, Hirkadagi'nda iki mum yanmakta oldugunu görür. Haci Bektas Veli, "Gayb Erenleri"nin kendilerini görmege gelmis olduklarini söyler. Hemen Hirkadagi'na çikarlar ve orada "Gayb Erenleri"nin yaninda üç gün kalirlar. Sonra geri dönerler. Fakat zaman durmus, öbür halifeler hiçbir sey farketmemislerdir.
Vilayetnamede, Haci Bektas Veli'nin Halifeleri söyle anlatilmaktadir: Haci Bektas Veli, otuz alti bin çerag yakti, otuz alti bin müridi oldu. Cemal Seyyid, Saru Ismail, Kolu Açik Hacim Sultan, Baba Resul, Pir Ebi Sultan, Receb Seydi, Sultan Bahaeddin, Yahya Pasa, Barak Baba, Ali Baba, Saru Kadi, Atlas-pûs Sultan, Dust-i Hudâ, Hizir Sâmit bunlar arasindadir. En sevdigi Cemal Seyyid idi. Kendisini Akdeniz yönüne yolladi ve o Gelibolu'ya gitti. Kolu-açik Hacim Sultan'da onun büyük Halifelerinden biri idi. Ma'nâ (bâtin) kilici ona verilmisti. Meydan sâkîsi olmustu. Haci Bektas Veli kendisini, bir tekke kurmaga, Germiyan beldesine yolladi. Pir Ali Sultan, çiragci'si idi. Konya'ya Sa'deddin Konevî'nin yanina gitti. Orada gömülüdür. Güvenç Abdal da Haci Bektas Veli'nin dervisleri arasinda yer alanlardan biri idi.




Haci Bektas Veli'nin Çilehane'ye Yumrukla Pencere Açmasi:
Haci Bektas Veli, Çilehanede düsünüp tefekkür kilmakta iken, Erenlerden bir grup ziyaretine gelir. Hak'la beraber oldugunu ögrenerek, onlarda Çilehane'ye gelirler. Hünkar ile oturup sohbet ederler. Sohbet esnasinda "Bu çilehane çok karanlik, bir isik gelecek yeri olsaydi." derler. Haci Bektas Veli, Hak askiyla disari çikar, sag eliyle yumruk edip, o yerli tasa öyle bir vurur ki, hemen hemen bir adam sigacak kadar delik açilir. Çile magarasinin içi apaydinlik olur. Erenler, Haci Bektas Veli'nin kerametini görüp, itikat eylerler. Hayir duasini alarak yollarina revan olurlar.




Bes Taslarin Sahitligi:
Haci Bektas Veli, Kadincik Evinde ikamet ederken, Karahöyük Köyünde yedi hanenin disinda ev yoktur. Sigirlari güdücüye vermezler ve sirayla güderler. Sira Idris Hocaya geldiginde, o gün çok önemli isi vardir. Haci Bektas Veli, Idris Hoca'nin yerine sigirlari gütmeyi kabul eder. Sigirlari otlata otlata, Mucur Ilçesi yolunda Beskayalara kadar götürür. Idris Hoca'nin kardesi Sari'da, öküzlerini Haci Bektas Veli'nin güttügü sigir içine sürer. Haci Bektas Veli Sari'ya: "Öküzlerini kurt yerse, sebebi ben degilim. Al git öküzlerini, ne yaparsan yap!" diye söyler. Haci Bektas Veli'nin öküzleri gütmeyi kabul etmemesine ragmen, Sari öküzleri birakir. Bunun üzerine Haci Bektas Veli: "Ey bes taslar, siz sahit olmalisiniz ki, ben kabul etmeden Sari öküzlerini birakti. Sari'ya üç defa, öküzlerini gütmeyecegimi söyledim. Yarin hesap günü sehâdet edersiniz." der. Aksam oldugunda sigirlar köye döner. Sari'nin öküzleri dönmemistir. Hep birlikte öküzleri aradiklarinda, bes taslarin yaninda, ufak derecigin içinde, dört adet öküzün ikisini kurt yedigini görürler. Sari, Haci Bektas Veli'den zararini karsilamasini ister. Haci Bektas Veli, aralarindaki konusmayi aktarir ve bes sahidinin oldugunu söyler. Cemaat, sigir otlagina vardiginda, Haci Bektas Veli bes taslara dönerek: "Ey bes taslar, Hakk'in izni ile yine Hakk için, mutlaka gelin. Olanlara, dogru sahadette bulunun." diye söyler. Bes adet tasin hepsi birden, Hünkar'in da himmetiyle sirayla gelip, heyet huzurunda sahitlik yapip, Sari'nin haksiz oldugunu anlatirlar.
Haci Bektas Veli'nin Egilmis Duvari Düzeltmesi:
Haci Bektas Veli, bazen Kadincik Evinde, bazende Çilehane'de vakit geçirirdi. Kadincik Evinde ibadet ederken, evin duvari yikilmaya baslayip, egilir. Bunu gören Kadincik: "Ya Hünkar, duvar yikiliyor, oradan bir kenara çekilseniz iyi olur." diye seslenir. Haci Bektas Veli, eliyle isaret eyleyerek duvara, "dur" deyince, duvar durur. Yerinden kalkip, sirtini vererek duvari düzeltip, tekrar yerine oturur. Duvarda, sirtinin kalibi oldugu gibi belli olmustur.




Akpinar:
Haci Bektas Veli, Sari Ismail ile Karahöyük Köyünün alt kisminda, dere kenarinda otururken, elleriyle yeri karistirmaya baslar. Üç defa "Ak pinarim" der. Zülâl gibi bir su çikip, akmaya baslar. Hünkar, "Beni, ak pinarim diye üç defa neden söylettin." der. Sari Ismail, sudan bir avaz isittigini, "Birinci söylemende Horasan ve Nisabur sehrinden hareket edip, Erciyes Dagina geldim, dagin yol vermemesi nedeniyle yedi defa etrafini dolandim; ikinci emrinde onunla mesgul idim; üçüncü seslenmede ancak gelebildim." diye seda duydugunu aktarir.




Haci Bektas Veli, Seyyid Mahmud Hayrani, Uçan Kaya:
Aksehir’de, Seyyid Mahmud Hayrani adli biri vardir. Bir arslanin üzerinde, elinde kamçi gibi kullandigi bir yilan ve yaninda üçyüz Mevlevi dervisle Haci Bektas Veli’yi ziyaret amaciyla yola çikar. Haberi alan Haci Bektas Veli, “Bu kimse canli varliklara binmis geliyor, bizde cansiza binelim.” der. Kizilca Halvet yakininda bir kizil kaya vardir. Haci Bektas, kayaya tirmanir ve yürümesini buyurur. Tas, bir kus biçimini alarak yola düser. Seyyid Mahmud Hayrani, bir erin cansiz kayaya binmis, altindaki kaya kus gibi uçup geldigini görünce, Haci Bektas Veli’nin hikmetine hayran kalir. Seyyid Mahmud Hayrani “Er nazarinda küstahlik ve edepsizlik etmisiz.” diyerek, derhal aslandan inip, yilani elinden saliverir. Tekkeye toplanirlar. Dervisler birbirleriyle görüsürler. 300 tane dervisin hepsi de Hünkar’in ayaklarina düserler. Tüm dervisler, Tekkekayanin önünde saf baglayip cem olustururlar. Yeme, içme, sohbet, muhabbet ve semah yaparlar.
Haci Bektas Veli ve Ahi Evran:
Kirsehir’e Gülsehir denirdi. Pek çok cami ve medrese vardi ve sehir okumus, bilge kimselerle dolu idi. Bunlar arasinda, Denizli’den Konya’ya, oradan Kayseri’ye gelen ve Gülsehir’de yerlesen Ahi Evren de bulunuyordu. Fütüvvet Loncasinin ulularindan idi. Fakat kökeni bilinmiyor idi. Çünkü Gayib Erenler’indendi. Onu aleme tanitan Sa’deddîn Konevî oldu. Birçok kerameti vardi ve ünü yaygindi. Haci Bektas ve Ahi Evren birbirlerini çok severlerdi. Sik sik birbirlerine giderlerdi. Birlikte pek çok dervise el vermislerdi. Bunlar arasinda, Germiyan ülkesinden Denizli’li bir harami vardi. Yillar boyu, uzun yollarda, adam öldürerek kosmus durmustu. Bir gün pismanlik duyup, Sulucakarahöyük’e gelir. Haci Bektas ona, kuru bir agaç dali verir ve “Agaç yeserdiginde bagislanmis olacaksin!” der. Adam Denizli’ye dönüp, orada bir yer satin alip kuru agaci diker. Yillar geçer, agaç yeserir. Haci Bektas Veli, adamin saçini tras edip, ona Elifi Tac giydirir ve icazet verir. Simdi Denizli’de bir tekkesi bulunmaktadir ve Bostanci Baba tekkesi denmektedir.



![]() |
Haci Bektas Veli ve Yunus Emre:
Eskisehir'in Sivrihisar'inda, geçimini çiftçilikten saglayan Yunus adinda bir köylü vardir. O yil kuraklik olmus, ürün alamamis, zor durumda kalmistir. Hünkar'in himmeti ve hikmetini duymus, ona gitmeye karar vermistir. Öküzünün sirtina bir yük aliç yükleyerek yola çikar. Hünkar'in huzuruna çiktiginda, durumunu ve perisanliklarini anlatip, yokluktan kurtulabilmek için lutufunu diler. Hünkar, aliç yükünü kabul edip, içeri aldirir. Yunus'un gelisinin üzerinden iki-üç gün geçer. Gitmek için müsade istedigi Hünkar'a iletilince, "Varin söyleyin Yunus'a! Bugday mi verelim, yoksa alici sayalim, her birine iki nefes mi verelim?" diye sorulmasini ister. Yunus, "Bana bugday lazim, ailem aç, ben nefesi ne yapayim." deyince, Haci Bektas Veli, Yunus'un öküzünün yükünü bugdayla doldurtur. Yunus bugdayi alip yoluna devam eder. Köyüne yaklastiginda, bugdayin yendikçe tükenecegini, sunulan nasibi reddetmekle hata ettigini düsünüp, pisman olur. Önerilen himmeti tekrar kerem kilar, umudu ile geri döner. "Bugdayi istemiyorum, bana önceki dedigi himmetten nasip eylesin." der ise de, "Biz nasibin en büyügünü Taptuk Emre'ye sunduk. Varip nasibini ondan alsin." cevabini alir. Yunus,aldigi cevaba uyarak Taptuk Emre'ye yollanir. Yunus, daga gidip, odunun dogru olanlarini toplayarak ve yas agaç kesmeden, Tapduk Emre'nin tekkesine odun çekmeye baslar. Vakti gelince, Haci Bektas Veli'nin "Himmet hazinesinin agzini açtik, nasibini verdik, söyle" demesi ile aska gelen Yunus Emre, halk arasinda ulu bir divan edebiyati yaratir..

Haci Bektas Veli'nin Ölümü:
Haci Bektas Veli, ölecegini anlayinca Saru Ismail'i çagirtir. Ona "Öldügümde beni bir ceviz tabuta koyun. Kadincik'in oglu, Hizir Lâle Cican benim yerimi alacaktir. Elli yil sonra onun yerini, kirk sekiz yil seyhlik yapacak olan Mürsel alacak; sonra da Yusuf Bali, otuz yil onun halefi olacaktir." der.
Haci Bektas Veli Hakka ruhunu teslim edince, cenaze hazirliklari baslar. Rum ülkesinde bulunan tüm gönülden sevenleri, atli ve yaya olarak gelirler. Çile Dagi tarafindan, donu yesil, elinde yesil sancak ve yüzü örtülü bir boz atli gelir. O boz atli meçhul kisi, meftayi eliyle yur, yikar, cenazesini kendi eliyle kefenleyip mezara koyar. Boz atli uzaklasip giderken, Saru Ismail kim oldugunu görmek ister. Yüzündeki örtü açilinca, boz atlinin Haci Bektas Veli oldugunu görür. Saru Ismail'e "Er odur ki, ölmeden önce ölür ve kendi bedenini yikar. Buna ermeye çalis." diyerek gözden uzaklasir.
Haci Bektas Veli Türbesinin Yapilisi:
Edirne'yi alan Sultan Gazi Murad Bursa'da oturuyordu. (Edirne yöresi, Orhan tarafindan alinmis olup, burada Orhan ile I.Murat karisikligi olabilir.) Haci Bektas Veli için bir türbe yaptirmayi diler. Isi, mimar Yanko Madyan'a verir. Sekizinci Imam askina sekiz köseli bir kubbe yapmasini ister. Kubbe tamamlaninca, tepesine tunç bir alem dikmek istenir. Fakat kubbe çöker, yapi dagilir. Mimar düserken Haci Bektas Veli'den yardim diler ve O, kendisini kurtarir. Bunun üzerine mimar dervislige girip, Sâdik adini alir. Dergah'ta alti yil yasar. Hizir Lale'ye: "Mezarimi Haci Bektas Veli'nin kabri esigi altina kazin. Ona o kadar sitkile baglandim ve hayran kaldim ki, ziyaretine gelenler, onun aski muhabbetine benim signemi çignesinler." diye vasiyetini bildirir. Öldügünde vasiyeti nedeniyle türbenin esigine gömülür.

Gönderim Zamanı: 10-Mart-2009 Saat 23:59


|
||
Forum Atla |
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |
|